Terapi, danışanın yaşadığı problemin çözümüne dönük, terapist ve danışanın sürecin sorumluluğunu paylaşarak yürüttükleri, psikoloji biliminin bilgisinin ve psikoterapötik görüşme tekniklerinin kullanıldığı süreçtir. Danışanlar, yalnızca anlatıp rahatlamak amacıyla değil, problemlerinin çözümü ve değiştirmek istedikleri durumlar için psikoterapi yardımına başvururlar. Bu nedenle psikoterapist, bilimsel bilgi ve etik uygulamalar ile danışanın sorununa neden olan düşünce, duygu ve davranış süreçleri hakkında iç görü ve farkındalık kazanmasını, danışanın güç kaynaklarını keşfetmesini ve bunları kullanarak problemin çözümüne dönük kalıcı değişikliklerin sağlanmasını amaçlamaktadır.
Terapist seçerken dikkat edilmesi gereken en önemli unsur psikoterapistin çalışma alanıdır. Örneğin; aile ile ilgili bir problem aile terapisti ile çalışılmalıdır.
Birçok farklı psikoterapi ekolü söz konusudur. Danışanlar geliş nedenlerine ve kendilerine en uygun buldukları psikoterapi ekolünü çalışan bir psikoterapist tercihinde bulunabilirler. Bunun yanı sıra psikoterapistlerinin, psikolojik danışmanlık veya psikoloji lisans eğitimlerini tamamladıktan sonra uluslararası akrediteye sahip psikoterapistlik diplomasını aldıklarına emin olmaları gerekmektedir. Psikoterapist ünvanı lisans veya yüksek lisans diplomaları ile verilmemektedir.
Terapistinizin sizi empatik bir anlayışla, koşulsuz kabul etmesi ve kendinizi açmanıza yardımcı olacak terapötik güven ilişkisini inşa etme becerisi oldukça önemlidir. Terapist, danışanına sürecin işleyişi ve kuralları hakkında bilgi vermeli, gönüllülük, gizlilik gibi ilkeleri belirtmelidir.
Danışanlar kimi zaman kendilerini zorlayan yaşam olayları, düşünce ve duygular ile terapi yardımına başvurduklarında sürece başlar başlamaz olumlu duygulanımlar hissedecekleri ve iyimserlik hali içinde olacaklarını düşünebilmektedir. Bu psikoterapi sürecine ait yanlış inanışlardan biridir. Psikoterapistlerin görevi, danışanlarını mutlu hissettirmek değildir. Tam tersi uzun süre danışanın kendisine bile ifade etmediği, düşünce ve duyguların dile getirilmesi başlangıçta danışanlara çökkün hissettirebilmektedir ve bu sürecin doğalıdır. Psikoterapi süreci inişli çıkışlı ve olumlu veya olumsuz farklı duyguların seanslarda deneyimlendiği bir yolculuktur. Amacı mutlu hissettirmekten çok, danışana yaşantısına dair iç görü kazandırmak ve yaşam içindeki işlevselliğini arttırmaktır.
Başlangıçta 45-50 dakika sürelik seanslar ile haftada 1 sıklıkla başlamak uygun olanıdır. Ancak terapist, terapinin ilerleyişine göre seans sıklığında değişiklikler önerebilmektedir. Terapinin yoğunlaştığı aşamada haftada 2 sıklığına çıkmak mümkün iken; sonlandırma aşamasında, kontrol seanslarında 2 haftada 1 sıklığa geçmek söz konusu olabilmektedir. Özetle; terapinin aşamasına ve yoğunluğuna göre değişkenlik gösterebilmektedir.
Danışanlar sürecin başında haklı olarak öğrenmek amacıyla ‘Ne kadar süre gelmem gerekecek?’, ‘8-10 seansta çözemez miyiz?’ gibi sorular yöneltebilmektedir. Ancak terapist tarafından danışanın öyküsü alınmadan, danışanın sorununa yol açan düşünce, duygu, davranış süreçleri hakkında bilgi toplanmadan, danışanın aile, iş, okul, arkadaş ilişkileri gibi farklı bağlamları değerlendirilmeden, net bir süre veya seans sayısı söylemek mümkün değildir.
Psikoterapi süreci, uzun soluklu, terapist ile danışanın kendilerine süre tanımalarına dönük sabır gerektiren bir süreçtir. Danışan ne kadar kendini açarsa psikoterapi süreci de o kadar hızlı ilerlemektedir.
Mutlaka değiştirir.
Kimi zaman danışanlar, aile ve çift terapilerine eşlerini ikna edemedikleri durumlarda terapiye gitmenin boşuna veya faydasız olacağını düşünmektedirler. Bu, aile ve çift terapilerine dönük yanlış inanışlardan biridir. Sistemik psikoterapi bakış açısında, bireydeki değişiklik tüm sistemi etkileyecektir. O nedenle eşlerini ikna edemedikleri durumlarda, dahi danışanların kendilerinin psikoterapi hizmeti almaları sorunlarının çözümüne yardımcı olacak ve aile sistemini de olumlu yönde etkileyecektir.
Ebeveynler zaman zaman çocuk ve gençlerde farklılıklar gözlemlerler. Bunlar büyümelerine bağlı olan doğal değişikliklerin dışında duygusal ve davranışsal değişiklikler olabilir. Bu gibi durumlarda psikoterapi desteği almak uygun olacaktır. Aynı zamanda çocuk ve gençlerdeki değişimler büyümelerine bağlı olarak doğal yaşantının getirisi olsa da; aile sistemi, ebeveyn alt sistemi buna uyum sağlamakta güçlük çekebilir. Aile içi iletişimde yaşanan problemler ve anlaşmazlıklar da tüm sistemin çocuk ve genç ile birlikte psikoterapi yardımı almasını doğurmaktadır.
Psikoterapi ve psikoterapistler hakkındaki birçok yanlış, inanış çocuk ve gençleri de etkilemektedir. Bu nedenle gençler zaman zaman ailelerinin zoru ile gelebilmektedir veya çocuklar gittikleri kişiyle, gittikleri yerde ne yapacaklarını tam olarak anlamlandıramamaktadır. Bu nedenle çocuklara ve gençlere problemli oldukları için terapi yardımı aldıkları algısı yaratmak uygun değildir. Aile bireylerinin tümünün düşünce ve duyguları hakkında konuşmak için güvendikleri, gizlilik ilkesi ile çalışan bir terapistten yardım almak istediklerini belirtmeli daha uygun olacaktır.
Online terapi bir çok sorun alanında terapi almak isteyen danışan için yüz yüze psikoterapi kadar etkili olmaktadır. Özellikle şehir dışı veya yurtdışında yaşayıp psikoterapi hizmetine ulaşmakta zorlanan danışanlar için oldukça faydalıdır. Ancak danışanın yaşına ve geliş nedenine bağlı olarak online terapinin uygunluğu psikoterapist tarafından değerlendirilmelidir.
