Kalabalık Seans Odaları I

 

Seans odası sadece aile üyelerinin tümü ile mi kalabalık olur? 

                    Danışan koltuğunda yalnızken de kalabalık değil miyiz? 

Terapist koltuğunda oturmaktan çok daha zor olan danışan koltuğuna oturmaktır. Hayatını tüm boyutlarıyla hiç tanımadığın birine anlatmak, yaşantının tüm gerçeklerini düşünce, duygu, duyum ve davranış süreçleriyle ortaya koymak, hatta kendine bile itiraf etmekte zorlandığın deneyimleri paylaşmak elbette kulağa ürkütücü gelir. Bu nedenle çoğu kişi psikoterapiden tamamen kaçınırken, danışan koltuğuna oturma kararlılığı ve cesareti gösterenler o koltuğa oturmadan önce zihinlerinde ne anlatıp ne anlatmayacaklarına dair birçok kurgu yaparlar. Danışan adayının zihninde birçok soru vardır. 

Terapistim beni gerçekten anlayacak mı?

Acaba hakkımda ne düşünecek?

Ben anlatınca bana nasıl yardımcı olacak?

Sorunlar anlatınca çözülür mü? Yoksa daha da mı büyüyecek?

Terapistim beni yargılayacak mı?

Hemen iyi hissedecek miyim? Ya daha kötü hissedersem?

Aslında sorun bende değil ki… Annem, babam, eşim, sevgilim veya çocuğum gelse daha iyi değil miydi?

Ben değişince ne değişecek ki?

Psikoterapi, danışanın anlatıp rahatladığı bir süreç değil; danışan ve terapistin işbirliği içinde sorumluluk üstlenerek netleştirdikleri göreve yani problemin çözümüne doğru ilerlemeleri anlamına gelmektedir. 

Bizler biliriz ki hiçbir danışan yaşantısındaki ilk zorlantıda, ilk problemde bizim kapımızı çalmaz. O güne kadar, mevcuttaki baş etme becerileri ile birçok problemin üstesinden gelmiştir. Danışanı, bağlamıyla ve ilişkileriyle birlikte tanıdıktan sonra neden şimdi ve bu problemde kapımızı çaldığını birlikte keşfetmeye başlarız. Bu süreçte problemin çözümüne dönük olarak danışan, kendini açma sorumluluğunu üstlenirken; psikoterapist, bilimsel bilgi ve deneyimi doğrultusunda doğru ve yerinde görüşme teknikleri ile müdahalede bulunma sorumluluğunu üstlenir. Danışanı tanıma sürecinde, danışanın kendisi ile olan ilişkisi, aile ilişkileri, sosyal ilişkileri, okul veya iş yaşantısı gibi farklı başlıklar detaylıca incelenir. Özetle danışanı var eden ve danışanı onlardan bağımsız düşünemeyeceğimiz her şey… 

Sevgili veya eş, anne-baba, kardeş gibi aileyi oluşturan tüm alt sistemler ve bireyin onlarla kurduğu ilişkinin biçimi psikoterapi sürecinin konusudur. Bireyin tüm bu alt sistemlerle ilişkilerinde sınırlarını nasıl oluşturacağı, ne zaman hangi alt sistemi güç kaynağı olarak kullanacağı, bu ilişkilerden sınırları çerçevesinde beslenirken kendi benliğini nasıl inşa edeceği sorularının yanıtları danışan özelinde bulunur. 

Aile terapileri açısından bakıldığında da seans odasında fiziken hiç bizimle olmayacak olsalar da üst kuşaklarımız, üst kuşaklardan bize miras kalan kültürel etkiler, alt kuşaklar, alt kuşaklarla yaşanılan çatışmalar, ölenler ve hatta hiç doğmayanlar aslında seans odasında olurlar. 

Özetle, birey seans odasında fiziken yalnız olsa da onu bağlamı içinde, objektif ve yargısız ele alan terapisti ile birlikte seans odası kalabalıklaşacak, problemin kaynağına ve sonrasında çözümüne dönük gerçek bir işbirliği kurulacaktır. Psikoterapi sürecinde bu işbirliği ile danışanda meydana gelen değişim ve dönüşümler, danışanın bağlamını ve diğer aile üyelerini de kuşkusuz değiştirip dönüştürecektir. 

Kalabalık seans odalarını temize çekerken seans odasında danışan olmanın zorluğunu bilen terapistlere ve değişim dönüşüm cesareti gösteren tüm danışanlara…