Aile üyelerinin tümünün seans odasında yer alması iki farklı anlam taşıyabiliyor. Ya tüm aile üyeleri değişime dönük motivasyona sahip oluyorlar ya da sistemden birinin değişimine dönük istekte bulunmak adına seans odasında bir araya gelebiliyorlar.
Tüm aile üyelerinin değişim ve dönüşüm motivasyonuna sahip olduğu ilk senaryoda aile üyelerinden daha çok ‘‘Biz aramızdaki ilişkileri düzenlemek için geldik.’’, ‘‘Daha sağlıklı iletişim kuran, birbirimizi dinleyen ve anlayan bir aile olmak istiyoruz.’’, ‘‘Birbirimize destek olmak istiyoruz.’’ cümlelerini duyuyoruz. Aile üyelerinden yalnızca birinin değişim ve dönüşümüne konsantre olunmuş ikinci senaryoda ise danışanlardan ‘‘Bizim çocuk çok tembel, hiç çalışkan değil.’’, ‘‘Eşim beni asla dinlemiyor ve anlamıyor.’’, ‘‘Eşim çok düzensiz ve aşırı pasaklı.’’ tarzında etiketleyici cümleleri sık duyuyoruz.
Seans odasında ikinci senaryo ile görece daha sık karşılaştığımı kendi klinik deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim. Hatta bu durumlarda tüm aile üyelerinin bir etikette hemfikir oluşu çok sık karşıma çıkıyor. Örneğin; aile üyelerinin tümü çocuğun çok tembel olduğu hakkında hemfikir olabiliyorlar. ‘‘Nasıl?’’ ya da ‘‘Tembellik sizler için ne anlam ifade ediyor, tarif eder misiniz?’’ diye sorduğumda anneden ‘‘Çok tembel. Eve gelir gelmez üstünden çıkardıklarını etrafa atıyor. Odasını asla toplu göremezsiniz. Oda savaş alanı gibi.’’, babadan ‘‘Çok tembel. Eve gelip bir kez kitap açtığını veya ödev yaptığını görmedim. Derslerinden geçiyor ama hep sınırda.’’ cevaplarını alıyorum. Seans odasının en küçüğü olan çocuk da ebeveynleri ile hemfikir olarak tembelliğini kabul edip şu şekilde ifade edebiliyor. ‘‘Evet ben çok tembelim. Haklılar. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Teneffüste arkadaşlarımla konuşmak bile içimden gelmiyor. Evde anne babamla sohbet etmek bile istemiyorum.’’ Bunun gibi birçok örnekte danışanların aynı şeyi anlatırken aslında çok farklı noktalara vurgu yaptığını tespit edebiliyoruz. Anne, düzen ve temizlikten; baba, başarıdan; çocuk ise sosyal ilişkileri veya ergenlik sancılarından söz ediyor olabiliyor.
Bu noktada aile üyelerinin kendi biriciklikleri ve kendi gerçeklikleri üzerinden ifade ettiklerini psikoterapistin somutlaştırması süreç için büyük önem taşımaktadır. Böylelikle ailenin bize geliş nedeni ile gerçek problem arasındaki bağlantılar danışanların da göreceği biçimde kurulacaktır.
Terapist kalabalık seans odasında hem herkes tarafından duyulur, hem de herkesi duyan olmalıdır. Psikoterapistin tüm aile üyelerine eşit mesafede durması, eşit söz hakkı tanıması, problemlerin çözümüne dönük o aile sistemine üst bir akıl olarak öneriler veren değil de katılarak eşlik etmesi ise ayrıca önemlidir.
TERAPİST, AİLE SİSTEMİNE NASIL KATILIR?

Aynı zamanda psikoterapist, aile üyelerinin tümünün değişim ve dönüşümde rol üstlenmesinin kalıcı çözümlere nasıl hizmet edeceğini danışanlarına açıklamalıdır.
Aile üyelerince unutulmamalıdır ki terapist onların yerine diğer aile üyeleri ile iletişim kuran değil, aile üyelerinin birbirleri ile ilişkilerini güçlendirmek adına onlara sorumluluk veren rolündedir. Örneğin; boşanma sürecini ebeveynler yerine çocuğa açıklama görevini terapist reddetmelidir ancak ebeveynlerin nasıl açıklayacağı konusunda bilimsel bilgi ve deneyimi çerçevesinde ebeveynlere öneriler verme görevini kabul etmelidir.
Özetle ailece seans odasında olduğunuzda sizi bekleyenler:
- Değişim ve dönüşüme yönelik tüm aile üyelerinin sorumluluk alması
- Etiketlerden arınarak iletişim kurmayı öğrenmek
- Aile içi problemleri somutlaştırmak
- Kendi gerçeklik algımızın yanı sıra aile üyelerinin perspektiflerini dinlemek ve duymak
- Görünen sebeplerden ve etiketlerden ziyade ilişki dinamiğini etkileyen gerçek sebebi konuşmak
‘‘Probleme benim katkım ne olabilir?’’ sorusunu kendine sormaya gönüllü olanlara…

